Merhaba Arkadaşlar,
Bu sefer ara cidden uzun oldu. Daha önce de söylediğim gibi sürekli aklımda olsa da bir türlü bilgisayarın başına geçip yazamıyorum. Derslerin yoğunluğunun artması bir yana, oturup yazdığım zaman birşeye benzemesini istediğim için zaman alıyor, bir türlü başlayamıyorum vs..En sonunda, bir düzene oturtmaktansa rastgele neler olup bitti aklıma geldiği gibi plansızca yazmaya karar verdim. Hadi rastgele!
Derslerden bahsetmek bayıyor biliyorum, ben de bayıyorum ama kısaca söylemek gerekirse dersler gittikçe daha da ağırlaşıyor. Buradaki eğitim sistemi her okulda aynı mıdır bilmiyorum ama Kansai Gaidai Üniversitesi’ne geldim geleli tam anlamıyla bir sınav çılgınlığı yaşıyorum. Haftada ortalama irili ufaklı 4 sınav var. Aynı haftada 6 sınavın olduğu da oldu, aynı günde 3 sınavın olduğu da. Bir noktadan sonra isyan etmeyi bırakıp ”Tecavüz kaçınılmazsa…” şeklinde başlayan atasözünü uygulamaya başlıyorsunuz, bağışıklılık kazanıyorsunuz özetle.
Bu sistemin temel sebebi anladığım kadarıyla sürekli öğrenileni sıcak tutmak, verimi arttırmak. Ben de o yüzden midtermler öncesi mutluydum ”Hohoo günü gününe çalışılmış bilgiler taze, her şey süper olacak, kısa bi tekrar yeter kıl,yün…”şeklinde düşüncelerim vardı. Ama sürekli ve inanılmaz bir hızla ders işlendiği için yenileri öğrenelim derken eskiler uçuveriyor, bu sistemin patladığı nokta da burası kanımca. Velhasıl dersler ölesiye zor, ileri seviye için bilhassa.
Gelelim gündelik hayata. Valla dersler dışında hala ısınanamadığım tek nokta hala ve hala yemekler. Olmuyor, olduramıyorum malesef, bana hitap etmiyor nedense, önyargısız elimden geldiğince denemeye çalışsam da. Neyse bunlar göze alınmıştı daha önce de belirttiğim üzere. Amma velakin kilo vermek yerine kilo alıyorum zira sürekli makarna ve sandviç türevi şeylerle yaşadığımdan dolayı. Neyse hala umudum var, koca 8 buçuk ay duruyor önümde.
Gözlemlerle devam edelim. Japon kardeşlerimizde gözle görülür bir Amerika sevgisi var. Amerikan adetleri üstlerinde iğreti dursa da(bence) bir şekilde içselleştirmeye çalışıyorlar. Cadılar Bayramı’nda ve bugünlerde henüz nerdeyse 1 buçuk ay olmasına rağmen alışveriş merkezlerinde vs… bir Christmas çılgınlığını gözlemleyerek bu kanıya vardım. Hoş bizim memlekette de çok farklı değil bu durum ama burada daha bir belirgin. ”Our boys have done it.” demiştir birileri bir yerlerde kesin. Diğer yazılara nazaran bu biraz eleştiri yazısı gibi oluyor ama paylaşmak istiyorum ki Japon gençliğinde bariz bir dünyadan bihaberlik mevcut. Amerika’da çalıştığım dönem epey dalga geçmiştim bana yöneltilen sorularla ama burada zaman zaman daha komikleriyle karşılaşıyorum malesef. Çok bilgili olanları da var, onları tenzih ediyorum ama ”Türkiye’de hangi dil konuşuluyor?”, ”Türkiye hangi kıtada” tadındaki en klişe cühela sorularla fazlasıyla karşılaştım Japon kardeşlerim tarafından. En abartılısı, bir kişi Türkiye diye bir ülke olduğunu bilmediğini söyledi. Tabi bu tamamen istisna, o kadar da değil yahu. Bir de 3,4 tane karımız olduğunu düşünenler var cidden. Bu soruyla karşılaşınca ”Hadi ya süpermiş, böyleyse cidden Türkiye’de yaşamak lazım” diye düşündüm. Şaka şaka düşünmedim merak etmeyin. Gayet efendi bir üslupla 22 yıllık naçizane hayatımda henüz böyle bir zatla tanışma şerefine nail olamadığımı belirttim sorunun sahibine. Kısaca Türklere yurtdışında sorulduğu iddia edilen, birçoğunuzun şehir efsanesi olduğunu düşündüğünüz soruları gerçekten soruyorlar. Amerika’da da sordular, burada da soruyorlar. Sormaya da devam edecekler. Biz angut gibi reklamımızı iyi yapamadıkça, onlar da bilgiye gayet rahat ulaşma imkanları varken duyduklarına inanmakla yetindikleri sürece bu sorular gelmeye devam edecek kardeşim. Yok Türkçe’nin alfabesi arap harfleri miymiş, yok alkol esrar kullananın eli mi kesiliyormuş, yok bizim rengimiz beyaz mıymış vs…Bitmez bu. Ama Türk dondurması (toruko aisu) ve kebap iyi tanıtılmış. Türk olduğumu duyup aaa toruko aisu!!, kebabu!!! şeklinde çığlık atan capon kızları da oldu. Tabi Türk olduğum öğrenilince kebap ya da dondurma olarak anılmak pek de hoş bir manzara değil ama buna da şükür.
Elimden geldiğince bilgi sahibi yapmaya çalışıyorum kendilerini. Türkçe öğrenmenin bir Japon için İngilizce öğrennmekten çok daha kolay olduğunu örneklerle açıkladıkça epey ilgilerini çekiyor. Ve bilhassa bizim okuldaki Japonlar genel olarak çok sıcakkanlılar. Hoş Osaka insanı genel olarak sıcakkanlı zaten. Gerçekten yardımsever ve iyi niyetliler.
Ve ilginç bir tecrübeyle devam ediyoruz. Ekim sonunda pasaportumu kaybettim! Meğersem 2 haftadır kayıpmış da haberim yokmuş. Velhasıl olay şu ki: Bir kafede unutmuşum (bir kafede pasaport niye taşınır? niye unutulur? tadında sorularla gelmeyin, çok merak ediyosanız da özelde gelin, uzun hikaye
ve unuttuğumun farkına 2 hafta sonra vardım, zira bir daha ancak o zaman gerekli oldu. Neyse efendim ben bir panik aramalar taramalar vs..Ama yok, koydunsa bul! sanki yer yarıldı yerin dibine girdi. Neyse bulamayacağımı anlayıp ümidi kesince polise rapor verdim ve 2 gün içinde konsolosluğa başvuracaktım ki, tesadüfen unuttuğum kafeye gittim aynı gün. Garsonlardan biri ”Bu sizin miydi?” şeklinde çıkagelince gözümde en kral insan o garsondu, dünyanın en mutlu insanı da ben. Hiç aklıma gelmedi bile orada olabileceği, ve tesadüfen o gün o kafeye gitmesem yenisi için başvuracaktım bi yığın iş, al başına derdi. Neyse lafın özü adamlar 2 hafta ellerinde tutmuşlar, ne de güzel ama ah benim güzel kardeşim polise teslim etsen de o bana ulaştırsa o bir günlük stresi yaşamasam olma mıydı be? Ha benim canım kardeşim? Neyse, irdelemiyorum, çok şükür çektiğim 1 günlük sıkıntıyla durumu kurtardım.
Ve Kasım başında Japonya’da bugüne kadar gittiğim en ilginç yerlerden biri olan Arashiyama’ya gittim. Efendim, mevzubahis mekan Kyoto’dan otobusle 40 dk. civarı çekiyor ve muhteşem bir yer. Akan nehirde kano’ya binip kürek çekebileceğiniz (hayatımda ilk kez yapan biri olarak feci çuvalladım, akıntı vardı, akıntının götürdüğü yere gidip yetkililer tarafından kurtarıldık..öhüm..neyse geçelim bunu) , epeyce bir zahmetle beraber orada bulunan dağa tırmanabilirseniz etrafta salınık, birbirinin orası burasıyla oynayan, kaşınan irili ufaklı pek çok maymunla karşılaşabilirsiniz. Bu sevimli dostlarımız sevimli ama çok yüz göz olursanız hazzetmeyebiliyorlar. Zira bir tanesi saldırmaya kalktı da laynn!hişt!piştt!kışt! derken biraz da Japon görevlinin yardımıyla zor uzaklaştırdım kendisini. Buradan Arashiyama’nın maymunlarına sesleniyorum: Beni Japonya’da maymun katili yapmayın olm!
Sonra efendime söyleyeyim bir nargile kafeye gittik Japon arkadaşlarımla beraber, beklediğimiz çok üstünde bir kalite aldım şaşırdım, ziyadesiyle tebrik ediyorum sahibini buradan tekrar. Tek problem köz hizmetleri zayıf her seferinde çağırmak durumundasınız, bu konuda tek şikayetçi olan kişi olmak da hoş değil herkes koyun gibi otururken.Velhasıl iyiydi hoştu, ayda bir, 2 ayda bir gidilebilir.
O değil de dünya kupasından elendik, çok pis içime oturdu. Gece gece (3-4 suları) binbir zahmet link arayıp Milli Takımın ve Galatasaray’ın Avrupa maçlarını arayan bana yapılmazdı bu. Olmadı çocuklar, yapmayın çocuklar…Döndürmeyin orda Shevchenko’yu…(Geyiğe vurduğuma bakmayın cidden çok koydu yav, evde oturup elalemin maçlarını izlicez yine mel mel. Bi git artık Fatih Terim demek istiyorum taa buralardan.) Neyse ki Cimbom fena gitmiyor. Bir de Arda’nın üstüne gitmeyin, bunaldı çocuk performansı düştü. Neyse futbola girdik konudan saptık.
Velhasılkelam efendim kısaca böyle, Japonya’da değişim öğrencisi olma serüvenimde hem eğleniyor hem öğreniyorum. Zaman zaman da gülerken düşünüyorum. Böyle bir yer Japonya. Aslında pek çok detay vardı ama şimdilik aklıma gelenler bunlar, şu an unuttuklarım da diğer yazıya kısmetse. Fotoğraflar eklenecektir Facebook’a yakın zamanda, ilgilenenler buyursun. Açık söylemek gerekirse hem Facebook’a hem blog’a koymaya üşeniyorum. Böyle de tembel bir insanım. 2’si arasında bir tercih yapmam lazım ve Facebook’tan daha çok insana ulaşma imkanım olduğu için Facebook’u tercih etmek durumunda kalıyorum. Böyleyken böyle.
Hepinize bol bol sevgiler. Türkiye’de benim için bol bol mantı, sarma iskender falan yeyin. Ve unutmayın, Japonya çok güzel ama bizim memleket bambaşka be. (bir anda yaşlı amca üslubu gibi oldu ama idare edin artık
)
Sağlıcakla kalın.
valla kabapçıya gidiyorum şimdi senin için
hahah çok teşekkür ederim
1 buçuk ya da 2 iskender tercihimdir, beyti de olur
Keyifle okudum yazını , fotoğrafları sabırsızlıkla bekliyorum. Okulunda da başarılar diliyorum solakadam
çok teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim, vaktim olduğu zaman bütün yazılara ilgili resimleri eklemek niyetindeyim
bu tembelliğe bir dur demek lazım değil mi?
valla şu an kebapçıdan gelmiş mide fesadı geçiren ben suşiyi tercih ederdim:):)
şaka bir yana okudum ya da şu an midem akımdan üstün geliyor bölümünüzü hatırlamıyorum, neydi acaba? böyle zor falan deyince kokrtum
Yavrum, aslanım güzel oğlum benim bak kaçtır dedim sana tehlikelerden uzak dur diye amma dinlediğin mi var ki !!! Yok maymunlarla oyna , yok kanoyla sözde gezerken kaybol sona elin adamları kurtarsın yav sen beni deli mi edicen ne otur oturduğun yerde şöyle güzel güzel alla alla yav.İstermisin anan kendisi gelsin oraya yoksa çorbası mı gelsin. Hadi öptüm kal salıkla ve akıllı ol ve Allaha emanet ol, haaaa unuttuydum bi de nargile meselesi var ııııııııııı bakkkk çok kötü olur haaaaaaaaaa cık cık cık öptüm annen.
valla anam gelsin isterim, hem de çorbasıyla salçasıyla gelsin şöyle bir fuji dağına gezmeye çıkalım
özledim sizi çok, gözümde tütüyorsunuz canlarım benim.