Solakadam

Wakayama, Hayat, Japonlar, Türkler vs..

Uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar!

En son yazının üstünden yaklaşık 2 ay kadar geçmiş.  Biraz bahsedeyim o zaman diliminde neler oldu, Wakayama nasıl bir yer, Japon devlet dairesinde işler nasıl yürüyor vs..

Kendi açımdan inanması güç olsa da iş hayatım başlayalı 3 aydan fazla süre geçmiş. Öğrenciliğin üstüne garip geliyor tabi, hem de ülkemden bu kadar uzak bir ülkede hayata atılmış olmak. Ama güzel bir şey diğer yandan, yıllarca yaşayıp da edinilemeyecek tecrübeler edinmek mümkün. Önce Wakayama’dan bahsedeyim biraz. Yaşadığım yer Wakayama-shi olarak geçiyor, Wakayama eyaletinin merkezi ve en kalabalık şehri. Osaka’nın yaklaşık 65 kilometre güneybatısında ve trenle 1 saat mesafede. Deniz kıyısında bir şehir, hatta ahım şahım olmasa da bir plajı bile var, evden bisikletle 15 dakika uzaklıkta, tabi ki benim için çok güzel bir nimet. :) Aslında eyaletin güneylerine gittikçe harika plajlar da bulmak mümkün. Mesela Japonya’nın en ünlü plajı diyebileceğimiz (Okinawa’dakileri saymazsak) Shirahama, Wakayama-shi ye 100 kilometre mesafede kalıyor. Wakayama eyalet olarak, doğal zenginlikleri, yeşili, denizi bol bir yer. Aynı zamanda Shirahama’daki hayvanat bahçesinde ikamet eden panda da Wakayama’nın sembollerinden birisi. :)  Neyse Wakayama-shi ile devam edeyim. Yaşlı nüfusu ağırlıkta bir yer diyebiliriz. Yaş ortalaması 44 civarında. Hem iyi hem kötü bir şey. Yaşlılarla oturup muhabbet etmeyi çok sevdiğim için hoşuma gidiyor tabi ki ama insan kendi yaşıtlarından bu kadar uzak olunca zaman zaman yalnızlık da çekiyor tabi. Olsun bu da tecrübe diyelim. Şehrin bir ucundan bir ucu bisikletle gidilebilecek kadar yakın, yaklaşık 30 - 40 dakika kadar çekiyor. Şehiriçinde her yere ulaşımımı bisikletle sağlıyorum, ama kış geliyor bağıra çağıra… Üşümek var.. Ah bir arabam olsa… Lay lay layy… =)  Velhasılkelam güzel bir yer, mandalini meşhur, özellikle bu aralar bol bol yemek lazım, ki yiyorum. :) Aynı zamanda balıkçılığın çok yaygın olduğu bir eyalet olduğu için taze ve çeşit çeşit balık ve deniz ürününe uygun fiyatlarla ulaşmak mümkün. Eskiden pek balık yemeyen biri olarak son zamanlarda balık yeme oranım tavan yaptı diyeyim, siz anlayın. :)

Gelelim valiliğe ve iş hayatına. Öncelikle şunu söyleyeyim, gelmeden önce beklediğim gibi inanılmaz resmi bir çalışma ortamı yok. Valiliğin kültür ve uluslararası ilişkiler departmanı, uluslararası ilişkiler bölümündeyim. Bölüm olarak ben dahil 22 kişiyiz. Geniş bir ofiste, geniş masalarda yan yana çalışıyoruz. Departman şefi de dahil olmak üzere kimsenin kendine özel odası yok. Takım çalışması mantığıyla Japonya’daki gerek devlet daireleri, gerek özel şirketlerde sistem hep bu şekilde. Fujitsu’da staj yaptığım zaman da aynı duruma tanık olmuştum. Valilikte kendi odasına sahip olanlar sadece vali ve vali yardımcısı, onun dışındaki tüm departmanlarda sistem böyle. İşlerin nasıl yürüdüğüne gelince: departman şefi (kachou) en üstteki kişi çalıştığım departmanda. Onun yardımcısı da fukukachou olarak geçiyor. Departman kültür ve uluslararası ilişkiler olmak üzere 2 bölüme ayrılıyor. Dolayısıyla birer tane de bölüm şefi(hanchou) var. Bir iş yapılacağı zaman alakalı kişiler toplanıp fikir alışverişi yapıyor, sonra ilk olarak hanchounun, sonra fukukachounun ve kachounun onayı alınıp iş yürürlüğe giriyor. Dolayısıyla tam bir hiyerarşik sistem diyebiliriz. Ben de şu an bu sistemin aslında en altındayım en genç ve en yeni çalışan olarak. Ama bir plan ya da proje olduğu zaman değerlendirmeye alınıyor muhakkak ve takım çalışması içinde yürüyor işler. Hiyerarşik sistem onay kısmında.

Hepinizin az çok fikri olduğu üzere aşırı düzenli ve planlı insanlar. Bir olay gerçekleşecekse planı projesi en az 2, 3 hafta; abartılı olursa 1 ay önceden belli olmuş ve tüm gerekli brifing dökümanları hazır edilmiş ve iş ile alakalı kişilere sunulmuş oluyor. Bu planlılık işlerin çok muazzam yürümesini sağladığı gibi bir Türk olarak çok sıkıcı olabiliyor bazen tabi. :) O kadar gereksiz detayları bile tek tek düşünmek ve rapor olarak belirtmek durumundasınız ki bazen, en kafası çalışmayan insanın dahi anlayacağı biçimde. Bu yüzden planda en ufak bir aksama olunca çözüm üretmek konusunda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Bizde de tam tersi Türkiye olarak biliyorsunuz ki, bir rahatlık,  hallederizcilik, olur gidercilik. Bu kaotik yapıda Türkler olarak kendi çözümlerimizi üretmek durumunda kaldığımız için pratik zekamız çok gelişmiş durumda. Ama işlerde sürekli bir aksama, sürekli bir yumurta kapıya gelme durumu.(yumurta kapıya gelme kısmına kendimi de dahil edebilirim bu seneye kadar: )) :)  Bu yüzden genel kanım bence tam Türkler ile Japonlar’ın sisteminin arasında bir denge kurulsa mükemmele ulaşacağı. :) Kişisel görüşüm tabi ki, bugüne kadarki naçizane tecrübelerime dayanarak.  

 

Ne tür işler yaptım bugüne kadar onlardan örnekler vereyim biraz.  

Ağustos’ta Ertuğrul Fırkateyni’ni anmak için Japonya’ya Gemlik adlı bir Türk savaş gemisi geldi. Biz de Valilik olarak oraya bir ekip olarak gittik. Benim yaptığım iş vali yardımcısının tercümanlığını yapmaktı. Hayatımda ilk kez bir savaş gemisinde ve üst düzey komutanlarla beraber olma tecrübesine Japonya’da erişeceğim epey düşünsem aklıma gelmezdi sanırım. :) Sonrasında, Kushimoto’nun Türkiye’deki kardeş şehri Mersin ve Yakakent/Samsun ile alakalı benden istenen çeşitli araştırmaları ve Türk web sitelerinden çevirileri yapıp rapor olarak sundum. Eylül ayından itibaren de çeşitli kurum ve liselerde Türkiye’yi tanıtan sunumlar yapıyorum. Hatta en son yaptığım sunum Wakayama’nın yerel televizyonu ve gazetelerinde yayınlandı.

http://www.acs.yomiuri.co.jp/e-japan/wakayama/news/20111026-OYT8T01160.htm

Facebook hesabımda paylaştım bolca ama burada da belirteyim. Deprem olduktan sonra valilik adeta bir seferberlik başlattı ve depremin hemen ertesi günü taziye bağışı olarak kurum bütçesinden yaklaşık 25.000lira Türkiye Büyükelçiliği’ne gönderildi. Aynı gün Vali Yoshinobu Nisaka cumhurbaşkanı ve büyükelçiye taziye mesajını yazdı, hatta Türkçe’ye ben çevirdim.(arada kendi reklamımı da yapayım heheh :)  )  Bununla birlikte valilik, ülke çapında bir yardım kampanyasının başlatılmasına öncülük etti ve bu yardım kampanyasında sadece 10 günde 600.000 liraya denk gelen bir miktar toplandı. Gerçekten muazzam bir miktar değil mi? Ki bu yardım kampanyası Mart sonuna kadar devam edecek. Kampanya ile ilgili haber Türk haber sitelerinde de yayınlandı. Bir örneğini paylaşayım hatta.

http://www.haber3.com/japonya-wakayama-valiliginden-depremzedelere-anlamli-yardim-1070898h.htm

Kısacası güzel bir yerde güzel insanlarla çalışıyorum, şu ana kadar iki taraf da birbirinden memnun diyebilirim. :) A, bir de dün Wakayama Televizyonu’nda bir canlı yayına konuk olarak katıldım, o da değişik bir tecrübeydi. Yerel olarak ünüm artıyor. ; )

Enteresan şeyler oluyor, hayat hızlı geçiyor ama çok şükür her şey yolunda. Türkler’in Wakayama’yı daha çok bilmesi lazım kanımca, Türkiye ile dostane ilişkilerin başlangıcı olan ve bu ilişkileri daha da ilerletmeye çalışan bir yer, valilik de bunun öncülüğünü yapıyor kurumsal olarak. Ben de hem işyerinde, hem bireysel olarak burada bu konumda çalışan ilk Türk olarak ülkemizi en iyi biçimde tanıtmak için elimden geleni yapıyorum.

Bunun dışında, taa değişim öğrencisiyken yazdığım yazılarda bahsettiğim gibi  ilginç şeyler olmuyor da değil, gerek Japonların kendine has ilginçlikleri, gerek Türk olarak karşılaştığım enteresan sorular. Bu tür şeyleri sonraki bir yazıda genişçe anlatmayı düşünüyorum ama yine de fikir oluşması açısından kısaca bahsetmek gerekirse:

Hmm, mesela nasıl örnekleyebilirim… Türkiye’de hala monarşi olduğunu, 4 kadınla evlenmenin yasal ve normal olduğunu zanneden veya Türkiye deyince aklına uzayan maraş dondurmasından başka bir şey gelmeyen pek çok Japon da mevcut Türkler’i tanıyan ve çok seven Japonlar’ın yanında. Aynı bizim Türkiye’de Japon deyince ”Aaa böcek yiyorlar di mi onlar? Nasıl yaşıyorsun, açlıktan ölmüyo musun yaa??” ya da ”Her yer geyşa di mi orda?” gibi soruları sordurmaktan öteye gidemeyen Japon imajına sahip vatandaşlarımız gibi. : ) Ama yine de iki tarafta da bilmeyen, yanlış ya da az bilen insanlarda dahi  bir  sempati mevcut genel olarak. Yani ben kendimden hatırlıyorum, Japonya ile hiç alakam olmayan, Japonları doğru dürüst tanımadığım yıllarda bile Japon deyince aklıma hep pozitif, olumlu şeyler gelirdi. İlginç bir şey aslında değil mi?

Kısacası, bu kadar uzak iki ülke olsak da bugüne kadar gelişmiş dostane ilişkileri daha ileriye götürebilmek için iki tarafın da birbirini daha iyi tanıması gerekiyor. Bireysel olarak da olsa karşı tarafı daha çok bilmek için ve bir şekilde bu ilişkiye katkıda bulunmak için karınca kararınca çabalanması gerektiği kanısındayım.

Yine de bilmeyip merak edenler için söyleyeyim:

1) Her yer geisha kaynamıyor, şu ana kadar 1 yıl 4 aylık Japonya tecrübemde 1 kere karşılaştım, o da özellikle çalıştıkları mekanların olduğu bölgeye gittiğim için. Kyoto’da Gion denilen bir bölgede bu kültür hala bir şekilde yaşatılıyor. İnanılmaz elit bir kültür ama. Zaten çalıştıkları yerlere referansınız olmadan girme şansınız yok, çok pahalı yerler ve gidenler genel olarak şirket patronları vs. gibi üst tabaka insanlar, müthiş pahalı yerler yani. Yalnız genel olarak sahip olunan ”hayat kadını” imajı gibi bir şey sözkonusu değil, aksine çok üst düzey bir eğitim neticesinde yıllar sonrasında gelinebilen bir nokta geisha denen statü. Kısaca benim bildiğim bu kadar okuduğum ve duyduklarım kadarıyla, detayını isteyen araştırabilir. :)

2) Böcek, maymun beyni, cenin türü şeyler yemiyorlar merak etmeyin. :) Türkler’in de damak tadına uyabilecek gayet normal besinleri var, ki yine de sevemeyecek olanlar Türk restoranları da dahil uluslararası restoranlar, fast food vs.. bilimum mekan bulabilir.

3) Emin olun Japonların hepsi birbirine benzemiyor. :)

Bu yazı çok doğaçlama oldu, aslında planlı başlamıştım da daldan dala atladık, nerden nerelere geldim ben de anlamadım ama iyi oldu, güzel oldu. Uzun da oldu biraz, sonuna kadar okuyanlara çok teşekkürler.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere, ne zaman olacağını bilmesem de. :)

Sevgiler!

Mete

(Not: Üşenmezsem bu yazıya daha sonra Wakayama’dan ve işyerinden fotoğraflar ekleyeceğim)


Wakayama, Hayat, Japonlar, Türkler vs.. İÇİN YAPILAN YORUMLAR

12 yorum for “Wakayama, Hayat, Japonlar, Türkler vs..”

  1. Yine bir solukta okudum yazıyı,gerçekten akıcı yazmışsınız.Genel olarak size karşı yabancı olduğunuz için soğuk davranılmaması güzel bir olay.Resimleri bekliyoruz mutlaka : )

    Gönderen Flex | Kasım 11, 2011, 20:11
  2. Cok tesekkur ederim :) Yalniz Japonlarin yapisi icin sunu diyebilirim, sicak olanlari da var soguk olanlari da, bu karsinizdaki ve size de bagli tabi. Ama hemen hemen istisnasi olmayan karakteristik ozellikleri gercekten cok kibar ve saygili insanlar olmalari, bu net.

    Gönderen solakadam | Kasım 11, 2011, 20:30
  3. Bana kibarlıkları pek samimi gelmiyor nedense öyle yetiştirildikleri için zorunlu yapıyorlar gibi.Hani ellerinde fırsat olsa sinirlendiklerinde özür dilemek yerine tekme tokat dalacaklar gibi siz ne düşüyorsunuz :)

    Gönderen Flex | Kasım 12, 2011, 21:33
  4. Kibarlıkları ile kültürlerinin tabi ki doğrudan bir ilişkisi var ama bu bir zorunluluk değil en nihayetinde, o yüzden samimiyetsiz olarak görmüyorum. Zaten kibarlığın ölçüsü de kişiden kişiye göre değişiyor haliyle. Ama bence huzurlu bir hayat yaşamak için hoşumuza giden durumlarda da gitmeyen durumlarda da karşıdakine saygı duymayı becerebilmemiz lazım, bu yüzden bu kültürün Japon’ların günlük hayatına da bu kadar yansımış olmasını gerçekten seviyorum kişisel olarak.

    Gönderen solakadam | Kasım 16, 2011, 10:33
  5. Öncelikle çok sürükleyici yazıyorsunuz. Sizin yazınızı okuyan bir kişinin sıkılacağını hiç düşünmüyorum.Yazmaya devam ederseniz çok sevinirim. Gerçekten çok aydınlatıcı oluyor.Daha önce bir yazınıza daha yorumda bulunmuştum. Önceki yazdığım yorumdan beri Japonya ilgim daha da arttı. Gittim kendime Fono’nun dil kitaplarından Japonca seti aldım. Ne kadar yararlı olur bilmiyorum ama kendi çapımda biraz Japonca öğrenmeye çalışıyorum. İki gün önce ise okulumuza(Bu arada, lise 2. sınıfa gidiyorum) AFS’yi tanıtmaya bir ağabey geldi ve bir de baktım ki tüm kriterlerim uyuyor ve öğrenci değişimi yapılacak ülkeler arasında Japonya da var.Çok sevindim. Gittim ailemle konuştum. AFS’ye başvurmak istediğimi söyledim.Onlar zaten alışıktılar. Aylardır onlara üniversitede Japonya’ya gitmek istediğimi söylüyordum. Başta çok olumlu baktılar fakat ben daha fazla araştırma yaptım ve ortalama 10.000 dolar istediklerini öğrendim. Tabii haliyle ailem bu meblağyı çok buldu ve böylelikle benim 1 yıllık öğrenci değişimi işim yattı fakat yılmadım daha fazla araştırdım ve 3 aylık yaz programları olduğunu gördüm. Sanırım buna gidebileceğim. Gerçekten gitmeyi çok istiyorum.
    Ayrıca belirtmek isterim ki yazınızı okurken aklıma gelen tek şey sizin çok iyi yerlere gelebilecenizdi.Bence bir gün bize okutulan kitaplarda isminiz geçebilir.O derece yani. Facebook’ta da ilham aldığınız kişiler bölümüne sizi eklemeyi ciddi ciddi düşünüyorum. Bu çoook uzun bir yazı oldu ama kendimi yazmaktan alamadım. Japonya konusunda kiminle konuşacağımı bilmiyorum.Aklıma gelen tek kişi sizsiniz. Arkadaşlarım -özelliklede Amerika hayranlığının revaşta olduğu bu yıllarda- Japon hayranlığımı garipsiyorlar ve hemen hepsi sizinde belirttiğiniz gibi Japonların cenin yediklerini düşünüyor. Bu kadar uzun bir yazıyı yorum olarak atmak doğru mu bilmiyorum fakat yinede göndereceğim. Umarım biran önce yorumumu görüp okuyabilirsiniz. Kendinize iyi bakın.

    Gönderen Bengü | Kasım 19, 2011, 02:51
  6. Bengü,

    Uzun ve güzel yorumun, tüm güzel sözlerin için gerçekten çok teşekkürler. Sana bir şekilde ilham verebildiğimi duymak beni çok mutlu etti. Uzun yazmak konusunda da doğru mu yanlış mı diye düşünmene gerek yok, ben yazılarıma yapılan her yoruma çok mutlu oluyorum, ki bu kadar güzel düşüncelere sahip olmana ayrıca mutlu oldum.

    Japonya hakkında bu kadar ilgin olman ayrıca güzel bir şey, açıkçası benim 19 yaşıma kadar (üniversitede Japonca öğrenmeye başladığım yaş) doğru dürüst bilgim yoktu.

    Amerika hayranlığı başlı başına saçma bir şey, en azından benim bireysel düşüncem. ( bugüne kadar sayısını hatırlamadığım kadar Amerikalı’yla tanıştım ve bir sürü arkadaşım da var) Ama her hangi bir millete hayranlık duymak doğru bir şey değil. Benim anlatmaya çalıştığım şey Japonlara hayranlık duymak değil de daha çok yakınlaşmamız gerektiği. Bu kadar uzak bir ülke de olsa dost diyebileceğimiz birilerinin olması mutluluk verici, güzel bir şey.

    Japonya’ya gelebilmen, buraları görebilmeni çok isterim. Düşüncelerin de daha çok şekillenir böylece. Bu konuda bana danışmak istediğin şeyler olursa hiç çekinme, her zaman sor tamam mı? Buraya yazan herkese yazıyorum zaten ama yine de belirteyim, sormak istediğin şeyler olursa her zaman bana mail adresimden ulaşabilirsin; meteaydin3@yahoo.com

    Kendine dikkat et, her şey gönlünce olsun.

    Gönderen solakadam | Kasım 21, 2011, 00:55
  7. Merhaba,

    Bende yurt disinda yasiyorum,ama avrupa da.Osaka bana yabanci degil,Kansai hava alani benim japonyaya her gelisimde ilk adim atigimyer.Benim en cok etkilendigim husus japonca diline malum hakimiyetiniz ve devlet dairesinde calisiyor olabilmeniz bence müthis basari,zira yurt disinda yasayan bizlerin fabrika isleri bile bulmlaktaki zorluklarimiz bir realite iken,,bu anlamda cok sansliziniz. yazma ,okuma ,dinleme ve konusma baglaminda Japonca ya yüzde 80-90 ,hakim oldugunuzu sözleyebilirmiyiz ve eger öyle ise bunu nasil basardiniz paylasirmisiniz,ben 10 yaklasik 10 yildir bu avrupa ülkesindeyim ve birakin devlet dairesini ,özel bir firmanin offisinde is bulamiyorum,bu anlamda size imreniyorum.

    Gönderen ercan | Aralık 13, 2011, 09:14
  8. Ercan Bey,

    Öncelikle mesajınız için çok teşekkürler. Japoncam ile alakalı sorduğunuz sorudan başlayayım; ne olursa olsun anadili dışında bir dile yüzde 80-90 gibi bir hakimiyet fazla iddialı bir şey bence, bunun için onlarca yıl o ülkede yaşamak gerek diye düşünüyorum. Japonca bu konuda apayrı bir husus zaten, yazma okuma konusunda o seviyeye gelmek ekstra bir çaba gerektirir zaman ile beraber. Kendi Japonca seviyem için şunu söyleyebilirim; akıcı bir biçimde iletişim kurabiliyorum, o konuda hiç bir sıkıntı yok. Yazma okuma konusunda da; okuduğum bir metni genel olarak anlıyorum ama detayları ile anlamak ve çeviri yapmak için mutlaka sözlüğe ihtiyacım oluyor. İşleri yürütecek ve hayatımı idame ettirecek bir Japonca seviyem olduğunu söyleyebilirim, ama yüzde 80, 90 gibi bir orandan bahsetmem imkansız. Japonca’yı üniversitede seçmeli ders olarak öğrenmeye başladım ve öğrendikçe ilgim de arttı; bu vesileyle kendim de ekstra çaba sarfettim. Değişim öğrencisi olarak Japonya’da kaldığım 1 yıl boyunca da mümkün mertebe pratik yaparak konuşma seviyemi ilerlettim; yazma okuma dersleri haricinde. Klasik bir bilgidir ama bizzat tecrübe ettiğim için söylüyorum hem Japonca, hem İngilizce hususunda; bilginiz ne seviyede olursa olsun mutlaka pratik yapın yapabildiğiniz kadar. Kulağınızın gelişmesi için de bol bol film seyretmek güzel bir yaklaşım. Şimdilik kısaca bunları söyleyebilirim, daha detaylı sorularınız olursa elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım.
    İyi çalışmalar.

    Gönderen solakadam | Aralık 15, 2011, 14:17
  9. Japonyayi en az 5 defa ziyaret ettim,hata benim esim japon ve bu anlamda sansliyim.Osaka,Kobe,Kyoto,Tokyo,Nara,Kagoshima,Tokoshima ve digerleri evet ,size bir sey söyleyeyim ,bilmiyorum Almanyayi gördünüzmü ama Japonya Almanyadan da güzel.Japonyada calisiyor ve yasiyorsunuz.Gerek modern alt yapi ve ulasim sistemi ,gerekse dogasi vi dogaya gösterilen saygi ve bunun japonlara br cenet gibi geri dönmesi,o su temizligindeki denizleri,modern tüneller,insan kalitesinin yüksekligi ki bu gerek egitim gerekse davranis baglaminda ve ayrica yasanmayan zihin bulaniklari,kargasanin yok denecek kadar az oldugu bir ülke.Iste böyle bir ülkedesiniz ve bunun sonuna kadar farkinda oldugunuzdan eminim.Türkiye ise bu yukaridaki ölcütlerin malesef henüz cok uzaklarinda.Benim bu gözlemlerime katiliyormusunu?Türkiyeye geri dönmeyi düsünürmüsünüz?
    Daha önceki mesajlarda annenizin size mesjalar yazdigini görmüstüm,japonya hayliyle anne ve babaya olan bir mesefesel uzaklik ,ne diyorsunuz var mi bu hususta bir SIKINTI,özellikle insan belli bir yastan sonra kendisini anne ve baabaya yakin olmak ve sorunlariyla ilgilenmek sorumlulugunda hissediyor .Bu soruyu eger hayatinizin devamini japonyada sürdüreck iseniz,bu acidan yakllasarak cevaplandirirmisiniz.

    Gönderen ercan | Aralık 15, 2011, 21:16
  10. Eşi Japon ve Japonya`yı defalarca ziyaret etmiş birisi olarak bence çok yerinde tespitlerde bulunmuşsunuz. Her anlamda gelişmiş, huzurlu ve düzenli bir ülke, bir insanın hayatını geçirmesi için bir çok anlamda gayet uygun ve elverişli bir ülke Japonya. Ama bunların yanında Türkiye’de bulup Japonya’da bulanamayan da bir çok şey var. Bu anlamda kişinin bireysel öncelikleri önemli diye düşünüyorum. Aile konusunda da çok önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Daha önceki yorumlarda da gözlemlediğiniz üzere ailem benim için çok çok önemli ve öncelik olarak onlardan uzak kalmamak adına hayat boyu Japonya’da yaşamayı düşünmüyorum. Şu andaki planım 3-5 yıl kadar burada yaşayıp Türkiye’ye geri dönmek ve hayatımın kalanını ülkemde geçirmek; iyisiyle kötüsüyle. Burada edindiğim tecrübe ve birikim ile de karınca kararınca ülkeme katkıda bulunmak. Tabi ki Japonya, Japonca ve Japonlar ile alakamı kesmeyeceğim; Türkiye’de olsam da iki ülke arasındaki her türlü konuda yapabileğim katkıyı yapacak biçimde hayatıma devam etmek istiyorum. Neticede Japonya artık benim ikinci ülkem diyebilirim. :)

    Gönderen solakadam | Aralık 19, 2011, 16:56
  11. Açıkçasi su an sizi cok kiskandigimi söylemeliyim.cnkû benim yapmak istediğim herşeyi yapmşsnz neredeyse;) ve halada yapiyosunuz;)yazilarınizdan da anladigim
    kadariyla cevreye uyum saglamaniz,onlarin yaninda sizin sicakkanlılignizdandan da kaynaklaniyor..ackcasi szn yernzde olmayi cok isterdim:D ben aslinda tam bir güney kore hayraniyim fakat japonlar korelılere góre daha bi dogal sanki,o yûzden japonyayi gormeyi ve orada calismayi daha cok istiyorum..su an ûni. hazrlanyorum.umarm bende szn gbi olurum..yeni yazilarinizi merakla beklyorm:))

    Gönderen gül | Mart 30, 2012, 05:30
  12. Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için. Üniversite hazırlığı demek, en uygun dönemdesin, amaçlarını gerçekleştirmek için en güzel zaman. Adım adım istediklerine ulaşman dileğiyle. :)

    Gönderen solakadam | Mayıs 14, 2012, 13:26

Yorum Yaz!

Künye

Wakayama, Hayat, Japonlar, Türkler vs..
Kasım 9, 2011
12 Yorum, Yorum Yaz!

Etiket Bulutu

Japonika Logo
Türk Japon Gönüllüleri Logo
トルコ